Canlıların
yaşamlarını sürdürebilmesi, büyüme ve gelişmesi, sağlıklarını koruyabilmesi ve
yeniden kazanabilmesi, gerekli hareket ve işleri yapabilmesi için besinlerin
yeterli ve dengeli olarak kullanılmasına BESLENME diyebiliriz.
YETERLİ BESLENME : Genellikle vücudun yaşam ve çalışmasının sürdürülebilmesi için gerekli
enerjinin sağlanmasıdır. (Enerji veren besin öğeleri : karbonhidrat, yağ,
protein)
DENGELİ BESLENME : Vücut için gerekli enerjinin yanı sıra, tüm besin öğelerinin
gereksinim kadar alınmasıdır. (Ersoy, 2001)
BESİN;
sağlığın ve vücut fonksiyonlarının korunması veya diğer bir deyişle yaşamın ve
büyümenin sürdürülmesi için tüketilen bir maddedir (IOC Tıp Komisyonu, 1996).
Besinlerimiz,
3 temel besin maddesi olan yağlar, karbonhidratlar ve proteinler, bunların yanı
sıra mineral maddeler, iz elementleri (demir, çinko, iyot vb. gibi),
vitaminler, aroma maddeleri ve sudan olan karışımlarıdır (Baron, 2002).
SAĞLIKLI BESLENME İLKELERİ
Yeterli ve Dengeli Beslenerek Sağlıklı Bir Yaşam Sürdürmek İçin ;
Uzun süren açlıklardan kaçınılmalı, azar azar sık sık beslenme
alışkanlığı sağlanmalıdır.
Fizik aktivite düzeyi artırılmalıdır.
Total yağ tüketimi günlük enerji gereksiniminin %30'u civarında olmalıdır.
Günlük saf şeker tüketimi azaltılmalıdır.
Tuz ve tuzlu yiyecek tüketimi azaltılmalıdır.
Daha çok posalı yiyecekler tercih edilmelidir.
Yenilen besinlerin
temizliğine özen gösterilmelidir.
Kalori alınımı obeziteyi önleyecek düzeyde azaltılmalı, arzu edilen vücut
ağırlığı sağlanmalıdır.
Alkollü içki tüketilmemeli veya tüketimi sınırlandırılmalıdır.
Sigara içilmemelidir.
Stresten mümkün olduğu kadar kaçınmalıdır.
SPORCU BESLENMESİNİN ÖNEMİ
Sağlıklı
bir yaşam için beslenmenin ve sporun önemi önceden beri bilinmektedir. Hipokrat
M.Ö. 480 yılında sağlıklı yaşamın temel ilkesini şu şekilde açıklamıştır.
“Sağlıklı yaşam, bireyin beden yapısı (kalıtım) ve çeşitli besinlerin
etkilerinin bilinmesini gerektirir. Ancak beslenme tek başına sağlıklı yaşam
için yeterli değildir, egzersizde yapılmalıdır.”(Ersoy,1995). Bununla birlikte
beslenme ile güçlülük arasındaki ilişkinin önemi eski yunanlılar devrinde
olduğu gibi sporun ilk örgütlenmesi çağlarında da bilim adamlarınca belirtilmiş
ve konu üzerinde önemle durulmuştur (Kasap ve ark.,1982).
Beslenme
kavramı spor olgusu içerisinde, kimine göre sihirli bir değnek, kimine göre ise
zorunlu bir eğitim ve uygulama sürecini ifade eder. Organizmanın günlük 50
çeşidin üzerinde besin öğesine gereksinimi bulunduğunu düşünürsek, besin
öğelerinin belirli bir süre yetersiz tüketimi veya birkaçının tüketilmemesi
halinde, sağlık ve performansın olumsuz yönde etkileneceği sonucuna ulaşırız
(Ersoy,1998).
Beslenme
bütündür ve sporcunun performansını en üst düzeye çıkaracak sihirli yiyecek ve
içecekler yoktur. Önemli olan sporcunun, sporcu beslenmesi kuralları
içerisinde, yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanmasıdır (Hasbay, 2002).
Dengeli bir beslenme ile gelişme gösteren sporcu performansının, yapılan
araştırmalar yetersiz beslenme ile düşeceği sonucuna varmışlardır (Fox,1999).
Alınan
temel besin öğelerinde önemli ölçüde bir yetersizlik olmadığı sürece, beslenme
durumu sihirli bir şekilde kısa sürede performansı etkilemeyerek, örneğin 100m
koşu süresini yarıya indirmeyecektir. Fakat yıllık sezon süresince optimal
beslenme ile performansta farklılık yaratabilmektedir. Sağlıklı kalmak, kendini
iyi hissetmek için yoğun antrenman yaparak, kondüsyonu artırmak mümkün
olabilmektedir. Bu şartların sağlanması ise kazanma ve kaybetme arasındaki
farkı belirlemektedir (Ersoy,1998).
İYİ BESLENMENİN SPORCUYA SAĞLADIĞI AVANTAJLAR
Beslenme
uzmanları, her koşulda iyi beslenen bir sporcunun iyi beslenmeyen veya
besinlerine hiç dikkat etmeyen bir sporcuya göre elde ettiği bir takım
avantajları olduğu görüşündedirler.
Bu
avantajları ise aşağıdaki gibi sıralamaktadırlar.
Sporcunun antrenman etkinliği maksimum düzeydedir: İyi bir beslenmeyle sporcu,
antrenörünün verdiği antrenmana kolay uyum sağlamakta ve her türlü antrenmanı
yapacak güce kavuşmakta ve performansını arttırmaktadır.
Üst düzey mental konsantrasyon ve dikkate sahiptir: Her spor dalında, dikkat ve
oyuna konsantrasyon önemlidir, bunun için de temel etkenlerden bir tanesi de
yeterli ve dengeli beslenmedir.
Seyahatlere dayanıklı ve yabancı çevreye kolay uyum sağlamaktadır: İyi beslenen
bir sporcu her zaman, her ortama ayak uydurabilecek güce ve dayanıklılığa sahip
olmaktadır.
Büyüme ve gelişmesi üst düzeydedir: Özellikle spora başlama yaşının küçük
olması nedeniyle, yeterli ve dengeli beslenme sonucu çocukların büyümesi ve
gelişmesi üst düzeye erişmekte ve yetişkinlikte istenilen vücut ölçülerine
ulaşılmaktadır.
Hastalıklara yakalanma ve sakatlanma oranı az ve hastalık süresi kısadır:
Yapılan çalışmalarda, iyi beslenen sporcuların hastalanma ve sakatlanma
oranlarının iyi beslenmeyenlere göre daha az olduğu saptanmaktadır. Hatta
sakatlanma oranının iyi beslenmeyle % 50 gibi yüksek oranlarda azaltılabileceği
de belirtilmektedir (Hasbay,2002).
Yapılan
spor dalına göre farklılık göstermesine rağmen , sporculardaki enerji harcaması
normal bir kişiden 2-3 kat fazla olduğu bilimsel bulgulardır. farklı ülkelerde
veya aynı ülkelerde, bu enerji gereksinimi aynı spor dalında, ayrı
antrenörlerin antrenman programlarına göre değişiklik gösterebilir (Kayahan ve
ark., 1992)
Sporcuların
performansını artırmak amacı ile çeşitli diyet programları hazırlanmış ve
uygulanmıştır. Bazı antrenörlerde inandıkları muayyen tarzdaki diyet tarzlarını
sporcularına uygulamaktadırlar. Sadece diyet faktörünün fizyolojik performansa
olan etkisini değerlendirmek oldukça güçtür. Çünkü performansa bir çok faktör
etki etmektedir (Yaman, 2000) Bu yüzden sporda performansı bütün etmenleri ile
bütün düşünüp, diyet programlarının içeriğini de yapılan antrenman dönemi,
içeriği gibi öğeleri göz önüne alarak hazırlamak gerekir.
Sporcu
beslenmesi önemli ölçüde, yapılan spor dalı özelliklerine ve antrenman çeşidine
bağlı olması dolayısıyla antrenörü ön plana çıkarmaktadır (Gökdemir, 1996) Yapılan
araştırmalarda sporcuların dengeli beslenme bilgi düzeylerinde ve ilgili
uygulamalarında yetersizliklerin büyük ölçüde ; antrenörlerin eksik ve yanlış
yönlendirme kaynaklı olduğu belirlenmiştir (Kasap ve ark.,1982; Özkara ve ark.,
1997). Ancak, sporcu beslenmesi konusunda yapılan araştırmalar, çoğunlukla
sporcular üzerinde yapılan çalışmalar sonucu elde edilmiştir. Antrenörlerin
beslenme bilgi ve alışkanlıklarını içeren araştırmalar yok denecek kadar azdır
(Yıldıran, 1998).
Beslenme
eğitimi yoluyla davranış değişikliğinin oluşturulabilmesi, hem bilgi düzeyinin
geliştirilmesi, hem de beslenme ile ilgili tutum ve inanışların değiştirilmesi
ile sağlanabilir (Beyhan ve ark., 1988) Yeterli ve dengeli beslenme için
alınacak önlemlerin yararlı olması da ancak sporcu beslenmesi eğitimine
verilecek önemle olasıdır (Özkara ve ark., 1997).
KARBONHİDRATLAR
Karbonhidrat,
dünyada en önemli ve en yaygın organik maddedir. Bitkisel mikro
organizmalardan, karbon, su ve ışık enerjisinden meydana gelmiştir. Yapısında
oksijen bulunması sebebiyle, oksidasyon halinde yağlar ve proteinlere oranla
çok daha az oksijene ihtiyaç duyar. Bu yüzden karbonhidratlar, ekonomik enerji
kaynağı olarak ön plana çıkar (Konopka, 2001).
Karbonhidratlar,
yağ ve proteinlere oranla %4-5 oranında daha fazla enerji kaynağı olarak
kullanılırlar. Karbonhidratlardan zengin bir beslenme programı izleyenler,
normal yağ ve proteinden zengin diyet alanlara oranla daha uzun süre yorulmadan
çalışabilmektedirler (Paker, 1998).
Karbonhidratlar
yapılarına göre monosakkarit (glikoz, fruktoz, mannoz, galaktoz), disakkarit
(sakaroz, maltoz, laktoz), oligosakkarit (maltotrioz, dextrin) ve polisakkarit
(selüloz, nişasta) şeklinde sınıflandırılır (Baron, 2002).
Karbonhidrat
kaynakları, basit ve kompleks olarak ayrılır. Basit şekerler çabuk emilip,
(,-20 dakika) kan şekerinde ani yükselme ve düşüşe neden olurlar. Çay şekeri
(sakaroz), süt şekeri (laktoz), meyve şekeri (fruktoz), bal ve reçelde bu gruba
dahildir. Bileşik karbonhidratların sindirimi daha uzun (3-4 saat) sürer. Kan
şekeri üzerindeki etkileri daha yavaş ve uzun sürelidir. Tahıllar (pirinç,
ekmek, makarna), kuru baklagiller (fasulye, barbunya, mercimek) ve sebzeler bu
gruba dahildir (Paker, 1998).
Farklı
karbonhidratların sindirim ve emilim hızlarının farklı olduğu, aynı zamanda hormonal
(insülin) cevaplarda da farklılık gösterdiği bilinmektedir. Antrenman döneminde
oluşan kronik yorgunluklardan sorumlu etmen kaslarda azalan glikojen
depolarıdır. Kas glikojen depoları boşalmış bir sporcunun kısa sürede yorulması
doğaldır (Paker, 1998).
Kasların
belirli miktarda glikojene ulaşabilmesi; kondisyonun, kuvvetin ve yorulmadan
hareket etme kapasitesinin artışına bağlı olan anahtar faktördür. Yüksek
yoğunluktaki bir antrenman programı, yeterli sayıda ulaşılabilir glikojen
bulmakla uygulanabilir (Balch ve ark., 1997).
Yoğun
bir egzersizden önce ve egzersiz süresince karbonhidratların artırılmasıyla;
dayanıklılık egzersiz performansının artacağı kabul edilmektedir.
Karbonhidratların artmasıyla yüksek şiddetli egzersiz performansının da
artacağı konusunda bulgular vardır. Dayanıklılık egzersizi esnasında her 30
dakikada 25 gram karbonhidrat alımının yorgunluğu
geciktirdiği de belirlenmiştir (IOC Tıp Komisyonu, 1996).
Karbonhidratların
yorgunluğu geciktirme işlevi, sporcular tarafından sıklıkla kullanılan
“karbonhidrat yükleme” programları şekline uygulama alanına çıkmaktadır.
Karbonhidrat
yükleme veya şeker dopingi işlemi diyet ve egzersiz değişiklikleri ile
sağlanmaktadır. Karbonhidrat yükleme işleminde, klasik yada eski uygulama ;
karbonhidrat boşaltım safhası , antrenman kesilmekte ve uygulanan
karbonhidrattan yetersiz diyetin tüketilmesi zor ve yan etkilere neden
olmaktadır. Karbonhidrat yükleme işleminde yeni uygulama ise, müsabakadan 5-7
gün boyunca karbonhidrattan zengin diyet tüketilmekte ve giderek antrenman
yoğunluğu azaltılmaktadır. Müsabakadan bir gün önce antrenman kesilerek
dinlenmekte, karbonhidrattan zengin diyet tüketimi sürdürmektedir. Boşalan
glikojen depolarının tekrar dolması 48 saat sürmektedir. Bu nedenle
karbonhidrattan zengin diyet tüketimi önerilmektedir (Ersoy, 1998).
Karbonhidrat
yükleme uygulamasının 1,5 saatten fazla süren spor branşlarında yararlı olduğu
bilinmektedir (Ersoy, 1998). Bununla birlikte şimdiye kadar yapılan
çalışmalarda dayanıklılık koşu kapasitesinin geliştirilmesinde pirinç, makarna
ve şekerleme ürünleriyle karbonhidrat yüklemenin eşit etkili olduğu
gösterilmiştir (IOC Tıp Komisyonu, 1996).
PROTEİNLER
Proteinler,
canlıların hücre yapılarının temel taşlarıdır. Bu nedenle protein adı
verilmiştir. Protein, yunanca “ilk” ya da “birinci” anlamında kullanılan “protos”’dan
gelir. Her canlı kendine özgü bir protein bileşimine sahiptir. Bu nedenle de
bir organizmadan, bir diğerine organ, kan ve doku yapısını direk olarak
aktarmak oldukça zordur. Her hücrede 5000’e yakın protein çeşidi bulunmaktadır.
Bunların çoğu enzimlerdir (Konopka, 2001).
Hücrelerin
yapıtaşı olan proteinler, amino asitlerin bir araya gelmesinden oluşmuşlardır.
Bilinen 22 amino asidin 8 tanesi vücutta yapılamadığından elzem (esansiyel)
amino asid olarak adlandırılır. Hayvansal ve bitkisel kaynaklı proteinlerle,
organizmaya kazandırılması zorunlu olan, elzem amino asidler, şunlardır :
Löysin
Valin Teronin İzolöysin Fenilalanin Triptofan Lizin Metionin
(Paker,
1998)
İnsan
organizmasındaki proteinlerin çeşitli görevleri vardır. Katılmadıkları
biyokimyasal olay yoktur.
Proteinlerin Vücuttaki Önemli Görevleri :
Büyüme ve gelişme
Doku onarımı ve yapımı
Kan proteini olan hemoglobin yapımı
Vücut çalışmasında görev alan enzim ve hormonların yapımı
Besin
maddelerindeki proteinlerin görevi, vücutta olan aminoasitleri uyararak vücuda
has protein maddelerini yapılandırmaktır. Bu nedenle, minimal veya optimal
protein ihtiyacından söz etmek yanlıştır. Önemli olan protein ihtiyacı değil, esansiyel
amino asitlere duyulan ihtiyaçtır. Aminoasitlere duyulan ihtiyaç, yaşa ve
vücudun performansına göre değişir. Besinlerdeki proteinin kalitesi,
organizmanın ihtiyaç duyduğu esansiyel aminoasitlere göre ölçülür (Konopka,
2001).
Proteinler
kas yapımında ve doku tamirinde gereklidir. Sadece karbonhidrat ve yağ
miktarında bir yetersizlik söz konusu olunca, vücut proteini bir enerji kaynağı
olarak kullanmaktadır. Bu gerçekleştiğinde, kaslarda ve zayıf dokularda kayıp
meydana gelir. Aşırı protein alınmasından kaynaklanan artış idrarla vücuttan
atılır. Bu da dehidrasyona sebep olur, verimi ve dayanıklılığı engeller. Dehidrasyon
zayıf düşürebilir. Çünkü aşırı protein depolanmaz ve bu da karaciğeri ve
böbrekleri zorlar. Çok fazla protein tüketimi böbrekleri harap edebilir ve
kalsiyum metabolizmasının çalışmasına da engel olur (Balch, 1997).
Yeterli
bir protein alımı her sporcu için büyük bir önem taşır. Zaten her sportif
aktivite ile protein ağırlıklı beslenmeye istek duyulur. Protein ağırlıklı bir
beslenme, kas yapımında bir faktör olmakla birlikte kasın koordinasyonunu,
konsantresini, genel verim ve aktivitesini geliştirir. Proteini düşük olan bir
beslenme ile bütün spor dallarında, performansın azalabileceği söylenebilir.
Besinlerde protein oranı yükseldikçe, besin ile birlikte istenmeyen bir çok
madde (kolesterol,purin) de alınmaktadır. Sporcular, protein ihtiyaçlarının
tamamını karşılamak için protein preparatları kullanmalıdır. Sadece yapıda
kullanmak değil, istenmeyen yağ hücrelerini yok etmek için de yüksek oranda proteine
gereksinim vardır. Protein ağırlıklı bir beslenme, vücudun metabolizmasını
hızlandırır, yağların yıkımını kolaylaştırır ve iştahı düzenler. Kilo vermede
bu çok önemli bir noktadır. Organizma protein depolayamadığı için,
antrenmanlardaki yüklenmeye paralel olarak protein alınması gereklidir. Mesela,
antrenmanlardan 2 saat önce ya da toparlanma döneminin ilk 6 saatinde
alınmalıdır (Konopka, 2001).
YAĞLAR
Yağlar
genel olarak şişmanlık sebebi olarak gösterilip, kötü bir üne sahip olsalar da
insan bu besin maddesi olmadan hayatiyetine devam edemez. Yağlardan elde
edilecek enerji karbonhidratlarla telafi edilebilse de ; A, D, E ve K
vitaminlerinin bağırsakta çözülüp, kana geçebilmesi için vücut belirli miktarda
yağa ihtiyaç duyar (Müller, 1996)
Yağda
eriyen vitaminlerin vücutta emilim ve taşınmasından başka, yağların diğer
görevleri ise;
Yağlar, iyi bir enerji kaynağıdırlar. Aynı miktardaki karbonhidrat ve
proteinlerden 2 misli daha fazla kaloriye sahiptirler.
Yağlar, insan vücudunda yapılamayan ve vücut için gerekli olan “linoeik asidin”
vücuda alınmasını sağlarlar.
Yağlar, bazı hayati öneme sahip organlar için (kalp, akciğer, böbrek, beyin…)
koruyucu yağ tabakası oluştururlar.
Yağlar, deri altındaki depoları ile soğuğa karşı vücut ısısının korunmasında ve
ayarlanmasında etkilidirler.
Yağlar, midede uzun süre doygunluk (tokluk) hissi verirler (Paker, 1998)
Modern
yaşamda yağlar, besinlerden aldığımız enerji kaynağının %40-45’ ini oluşturmaktadır. Bu oran sağlıklı bir beslenme açısından oldukça
yüksektir. Yağlar hastalıkların oluşumuna rahat bir ortam sağlamakla birlikte,
vücudun performansını düşürür. Gerçekte ihtiyaç duyduğumuz esansiyel yağ
asitlerinin oranı %5 den daha azdır (Konopka, 2001).
Yağdan
zengin besin maddelerini; bitkisel yağlar (ayçiçek, margarin, zeytinyağı…),
hayvansal yağlar (kuyruk yağı, içyağı, tereyağı…), yağlı tohumlar (ceviz,
fındık, fıstık, susam), krema, soslar, tahin, mayonez olarak sıralayabiliriz
(Ersoy,1995).
Karbonhidratlar,
iyi bir enerji kaynağı olmalarına karşın, bir saatten fazla aralıksız devam
eden maksimal oksijen tüketiminin %60-80 olduğu uzun mesafe koşu, bisiklet,
yürüyüş gibi spor dallarında enerji ihtiyacının %70’i yağlardan karşılanır.
Yağların enerji olarak kullanılması ile kaslardaki glikojen depolarının
boşalması da gecikmiş olur. Buna karşın sporculara yağlardan zengin diyet
önerilmez, çünkü her insanın vücudunda bir maratonu tamamlayacak kadar yağ
bulunur. Yağların dayanıklılık sporlarında enerji olarak kullanıldığını bilen
bazı sporcular, müsabaka öncesi günlerde günlük yağ tüketimlerini
artırmaktadırlar. Oysa bu sporcular yağa ağırlık vermeleri nedeni ile kas
glikojen depolarında yeterli doygunluğu sağlayamazlar. Glikojen depolarının boşalması
tempoda yavaşlama, yorgunluk gibi belirtilerle kendisini gösterir (Paker,
1998).
Yağlar,
tüm görülebilir yağ içeren maddeler ile (zeytinyağı, margarin, mayonez..) diğer
bütün hayvansal yiyeceklerde (et, peynir, süt…) kuru baklagillerde ve az miktarda
sebzelerde bulunur (Paker, 1998).
Bütün
besin yağları gliserin ve yağ asitlerinden oluşmaktadır. Yağ asitleri, içerdiği
hidrojen atomlarının sayısına göre “doymuş” veya “doymamış” olarak ayırt
edilir. Vücut bazı durumlarda doymuş veya doymamış yağ asitlerini kendi de
oluşturabiliyor. Fakat vücut bir takım doymamış yağ asitleri olan, esansiyel
yağ asidlerini (hayati önem taşıyan) besinlerden almak zorundadır (Müller,
1996)
Sporcunun
günlük alması gereken enerjinin ortalama %25 ile %30’nun yağlardan sağlanması
gerekir. Yağ gereksiniminin karşılanmasındaki denge şu şekilde olmalıdır:
%10 Doymuş Yağlar (tereyağı, margarin…)
%10 Yarı Doymuş Yağlar (zeytinyağı)
%10 Doymamış Yağlar (ayçiçek, mısırözü)
Hayvansal
besinlerle birlikte yeterince doymuş yağ alınmaktadır. Bu nedenle pişirilen
yiyeceklerde sıvı yağ kullanımına ağırlık verilmesi dengeyi korumak açısından
önemlidir (Paker, 1998)
Az
ve orta şiddetli egzersizde bile , harekete başlar başlamaz kas hücreleri
tarafından yağlar enerji kazanmak için çekilmektedir. Daha yüksek yoğunluktaki
egzersizlerde yağ yakımı, karbonhidratlara oranla gittikçe yükselmektedir.
Örneğin, hafif bir koşuda %50-60’ın altında maksimal oksijen alım kapasitesi
ile koşmakta iseniz, o zaman uzun saatler süren kas çalışmasına bağlı kondüsyon
antrenmanında enerji ihtiyacının %70-90‘ı yağ metabolizmasından elde edilir.
Antrenmanlardaki dayanıklılık kapasitesi yükseldikçe, iskelet kaslarının yağ asidlerini
yakma kabiliyeti de yükselir. Yüksek yoğunlukta bile enerji ihtiyacının büyük
bir kısmını yağ metabolizmasından karşılayabilme kabiliyeti üst düzey
dayanıklılık sporcularında görülebilir. Bu, onların temel dayanıklılık eğitimi
aldıklarının göstergesidir (Konopka, 2001).
Yağların
dezavantajı, karbonhidratlara nazaran daha çok oksijene ihtiyacı olmasıdır.
Fakat bu düşük ve orta yoğunluktaki egzersizlerde bir önem taşımaz. Çünkü bu
yoğunluklarda yeterince oksijen bulunmaktadır. Sporcu için, yağ metabolizmasının
anlamı ekonomik karbonhidrat deposunu yıpratmamakta yatar. Yağ metabolizmasının
kullanılan bölümü ne kadar yüksek ise, o kadar az karbonhidrat
kullanılmaktadır. Harcanmayan karbonhidratlar, egzersizin uç yoğunluk
noktalarında, yani ara ve son ani yüklenmeler için hazır tutulur. Antrenmansız
birinin yağ metabolizması daha düşük seviyede çalışır. Öyle ki en düşük
yoğunluktaki egzersizlerde bile karbonhidrat metabolizması, enerji ihtiyacının
büyük bir kısmını karşılar. Böylelikle de glikojen depoları antrenmanlı bir
sporcuya göre daha erken boşalmaktadır (Konopka, 2001).
VİTAMİNLER
Vitaminler,
organizmanın metabolik olayları yürütebilmesi için ihtiyaç duyduğu ve kendi
sentezleyemediği, yaşam için gerekli maddelerdir. Vitamin alınmadığında veya
vitamin eksikliğinde büyüme ve üremede bozukluklar ve ölümle sonuçlanabilen
ağır hastalıklar görülür. Tam tersi bir şekilde dozajın fazla olması da zararlı
olabilir. Vitaminler kimyasal yapıları bakımından oldukça farklı olan organik
maddelerdir. Vitaminler yağda ve suda çözünebilen maddeler olarak alt gruplara
ayrılır. Suda çözünenler; Tiamin (B1), Ribofilavin (B2), Nikotinik
asit, Pantotenik asit, Biyotin, Folik asit, Piridoksin (B6), Kobalamin (B12), Askorbik
asit (C)’dir. Yağda çözünenler; Retinol (A), Kalsiferol (D), Tokoferol (E), Filokinon
(K)’ dır. Suda çözünen vitaminler ve K vitamini, enzimlerin öğesidir. Bu
vitaminler (koenzimler) eksikse metabolik olaylar gerçekleşmez. Tüm diğer
vitaminler belirli hücre ve organ sistemleriyle birleşerek metabolik süreci
etki ederler (Baron, 2002).
Vitaminler
metabolik faaliyetteler için gerekli olduğundan, sporda daha yoğun bir şekilde
ihtiyaç duyulur. Vitamin eksiklikleri, performansın düşüşüne sebep olur.
Vitamin alımı, bu düşüşü hemen yok edebilir ve performansı normale dönmesini
sağlar. Fazla doz vitamin alımı performansı yükselteceği görüşü de yanlıştır. A
ve D vitaminlerinin aşırı alımı zehirleyici bir etki gösterirken, diğer
vitaminlerin fazlası böbrekler yoluyla vücuttan atılır. Bir sporcunun vitamin
ihtiyacı, yaptığı sporun seviyesi ve yoğunluğuna bağlı olarak, spor yapmayan
bir insana nazaran 3-4 kat arasında olduğu prensip olarak kabul edilir (Konopka,
2001).
Bununla
birlikte sporcuların diyetlerine ek olarak vitamin suplamentlerini kullanılıp,
kullanmaması konusunda çok farklı görüşler vardır. İyi bir beslenme alışkanlığı
olup, yeterli ve dengeli beslenen sporcularda bu ek yardımların performansı
artırmadığını belirten bilimsel çalışmalar da vardır (Sağlam, 1993).
Vitaminlerin
vücuttaki fonksiyonları ise;
Tiamin (Vitamin B1) : Karbonhidrat metabolizmasında gereklidir.
Ribofilavin (B2) : Solunum zincirinde bir enzim sisteminin parçasıdır.
Piridoksin (B6) : Protein metabolizmasında değişik enzim sistemlerinin
parçasıdır.
Kobalamin (B12) : Kırmızı kan hücrelerinin yapımında etkendir.
Folik asit : Aminoasit metabolizmasında etkendir.
Pantotenik asit : Koenzim A’nın parçasıdır.
Niasin : Enzim sisteminin bir parçasıdır.
Biyotin : Enzim sisteminin bir parçasıdır.
Askorbik asit (Vitamin C) : Destek doku sentezine yardımcı olur. Savunma
fonksiyonunu aktive eder.
Retinol ( Vitamin A) : Görme, büyüme ve cildin yenilenmesinde etkendir.
Kalsiferol (Vitamin D) : Kalsiyum ve fosfat metabolizmasında gerekli
olup, kemik oluşumunda etkendir.
Tokoferol (Vitamin E) : Doymamış yağ asitlerinin oksidasyonunu engeller.
Filokinon (Vitamin K) : Kanın pıhtılaşmasında etkendir.
(Konopka,
2001).
MİNERALLER
Mineraller
vücutta yapılamayan ve yiyeceklerle alınması gerekli öğelerdir. Kalsiyum,
fosfor, demir, magnezyum, potasyum, sodyum gibi gereksiniminin fazla olduğu
minerallerle birlikte, “eser elementler” adı verilen daha az ihtiyaç duyulan
bakır, selenyum, kobalt, iyot da bu gruba dahildir. Her birinin farklı etkileri
olmasına karşın, genel olarak vücutta kemik gelişimi, büyüme, kas kasılması,
sinir iletimi ve vücut su dengesinin sağlanması gibi önemli görevler
üstlenirler (Paker, 1998)
Sporda,
mineraller diğer maddeler gibi (Vitamin C) ter ile atılır. Bir sporcunun
antrenmanda kaybettiği mineraller, spor yapmayan bir kişiye göre 3 kat daha
fazladır. Dengeli bir mineral düzeyi, optimal bir metabolizmada kas kontraksiyonu
ve sinir sistemi için gereklidir (Konopka, 2001).
Minerallerin
vücuttaki fonksiyonları ise;
Kalsiyum: Kemik ve diş yapısı, kan pıhtılaşması ve sinir iletiminde rolü
vardır.
Fosfor: Kemik, diş yapısında etkendir ve asit-baz dengesini sağlar.
Potasyum: Asit-baz dengesini sağlar. Sinir uyarımı ve kas çalışmasında
önemlidir.
Sodyum: Sinir uyarımı ve kas çalışmasında etkilidir. Asit-baz dengesini
sağlar.
Magnezyum: Kemik, diş yapısını destekler. Asit-baz dengesinde rol oynar
ve enerji oluşumunda etkendir.
Demir: Hemoglobin yapımı, enerji metabolizması, enzimlerin yapısı,
oksijen taşınmasında görevlidir.
Çinko: Protein sentezi, doku yapımında etkendir. (Paker, 1998)
Magnezyum, demir, potasyum minerallerinin eksikliğinde sporcularda şu belirtiler görülür;
Magnezyum eksikliğinde, kas krampları, el titremeleri, ve bütün vücudun
kramp atakları geçirmesi
Demir eksikliğinde, yorgunluk, isteksizlik, düşük performans, anemi.
Potasyum eksikliğinde, kas güçsüzlüğü, hatta bazen felç, isteksizlik,
uyku hali (Konopka, 2001).
Sporcularda mineral eksikliğinin
değişik sebepleri vardır. Antrenmanın ilerleyen safhalarında ter incelir.Yani,
terdeki minerallerin sayısı eksilir ve kandaki oranlarından daha az seviyeye
düşer. Ama bu her mineral için geçerli değildir. Özellikle potasyum ve
magnezyum için geçerli değildir. Bu iki mineral terde, kanda oldukları kadar
konsantre bir halde mevcutturlar. Netcide, sporcuların bol demir, magnezyum ve
potasyum içeren besin almaları gerekmektedir (Konopka, 2001).
SU
Su,
organ ve dokulara besin öğeleri taşımasını sağladığından yaşam için temeldir.
Kan hacmini korur ve vücut ısının düzenlenmesine yardımcı olur. Su, hem
besinlerle hem de içeceklerle alınır. Ayrıca, enerji üretimindeki metabolik
süreçler sonucu her gün vücutta yaklaşık 0,5 litre su oluşur. 2 litre civarında su; solunum gibi terleme, idrar ve dışkı ile atılır.
Kaybedilen bir suyun yerine konulması gereklidir. Yerine koyulmayan az
miktardaki sıvı kayıpları performansı bozabilirken , daha fazlası ölüme bile
neden olabilir (IOC, 1996).
Eskiden
bir sporcunun az su içmesi gerektiği yönündeki söylentilerin günümüzde hiçbir
geçerliliği yoktur. Tam tersi uygulanmalıdır. Çok su içen sporcular, daha az
terlerler. Çünkü kan hücreleri, daha iyi dolmuştur ve böylece daha az ısı
vermektedir. Eskiden antrenmanlı sporcular, uzun bir süre sıvı almamalarında
haklıydılar. Çünkü eskiden mineralli içecekler yoktu. Bu gün ise ter kaybını
yani su ve mineral kaybını, sade su ile geri almak hata olur. Alınan su
böbrekler yolu ile vücuttan atılır. Bu oluşum, üstelik daha da mineralleri
yanında götürür. Böylece sporcunun durumu eskisinden de kötüleşir (Konopka,
2001).
Su
içmek için susamayı beklemek sıvı kaybını karşılamada geç kalmaya neden
olmaktadır. Yoğun bir egzersiz sırasında organizmanın susama mekanizması gerçek
gereksiniminin gerisinde kalmaktadır. Bu nedenle susamayı beklemeden su
içilmelidir. Gerçek gereksinimin ısı, nem, aktivitenin yoğunluğu o ortama
sağlanan uyum gibi çeşitli etmenlere bağladır. Ne kadar suya gereksinim
olduğunun en iyi göstergesi kilodaki değişikliklerin izlenmesidir. Sıcak ve
nemli havalarda sporcular terlemede (saate 2,5 litre) sıvı kaybına bağlı kilo kaybedilmektedir. Sıvı kaybının
karşılanması için her yarım kilo kaybı için iki su bardağı su tüketilmelidir.
Bu kadar kısa sürede yağ kaybı olmadığı için egzersizden önce ve sonra çıplak
yada ince bir giysiyle tartılarak sıvı kaybı saptanmalıdır. Eğer sporcu rutin
olarak vücut ağırlığının % 2’ sini
kaybediyorsa egzersiz öncesi ve sonrasında bol su içmelidir. Tüm sporcular
antrenman ve yarışma öncesi, sırası ve sonrası su tüketilmelidir (Ersoy, 1998)
SPORCU İÇECEKLERİ
Sıvı
kayıpları esas olarak, özellikle uzun süren fiziksel performanslarda, telafi
edilmelidir. Vücut sıvı ile birlikte elektrolit de kaybettiğinden bunlar da
metabolizmaya geri verilmelidir (Baron, 2002)
Sporcu
içecekleri (karbonhidratlı solüsyonlar), toz yada sıvı olarak glikoz, fruktoz,
sakaroz, glikoz polimerleri veya bunların bir kaçını bir arada içerecek şekilde
hazırlanmış ticari solüsyonlardır. Bunların egzersiz öncesi, sırası ve
sonrasında alınması ve karaciğer glikojen depolarına destek sağlamak için,
pratik çözüm olmaktadır. Yararları ise; yorgunluğun oluşumunu geciktirmek,
kaslara yakıt saplamak ve vücut sıvı kaybını karşılamaktır. Bu solüsyonların
çoğu magnezyum, potasyum, sodyum gibi elektrolitleri de içermektedir. Özellikle
sodyum suyun geri emilimi açısından önemlidir. Daha çok 1 saatten uzun süren
dayanıklılık egzersizlerinde kullanılmakla birlikte takım sporlarında
turnuvalar sırasında ve hızlı toparlanmanın önemli olduğu siklet sporlarında alımı
oldukça yaygındır (Paker, 1998 ; Konopka, 2000)
KAFEİN
Birçok
insan sabahları içilen bir kahvenin zihni açtığını ve güne iyi bir başlangıç
yapılabileceğine inanır. Kafeinin endurans performansa katkısı olduğu
araştırmalarla bulunmuştur. Kafeinin ergojenik etkisi, serbest yağ asitlerinin mobilizasyonuna
katkısından dolayıdır. Serbest yağ asitlerinin aerobik sistemin kullanılabilir
yakıtı olduğu biliniyor. Bu yüzden kafeinin glikojen kullanımını azaltıcı
etkisi vardır ve daha çok yağ kullanımını artırmaktadır. Glikojen kullanımının
azalması kas yorgunluğunu da azaltır (Fox, 1999).
Kahvede
bulunan kafein,yorgunluğu azaltarak performansı artırmaktadır.Fakat bu olumlu
etkileri yanı sıra kahvenin içerdiği kafein ve diğer öğeler(tanin)olumsuz
etkiler de yaratabilmektedir.Kafeinin diüretik özelliği idrara çıkışı
hızlanmakta ve oluşan dehidrasyon performansı(özellikle sıcak havada yapılan ve
fazla ter kaybına neden olan egzersizlerde)olumsuz yönde etkilemektedir.Kahve
ve çayda bulunan taninler ince bağırsakta demir emilimini yarı yarıya
azaltmaktadır (Ersoy, 1998).
VÜCUT KOMPOZİSYONU VE AĞIRLIK DENETİMİ
Vücut Ağırlığı = Yağsız Vücut Ağırlığı + Vücut Yağları
Vücut Bileşimlerinin Belirlenmesi : Bilimsel olarak ağırlık kontrolünün gerçekleştirilebilmesi
için, sporcunun vücut kas kitlesi ve yağ olarak ağırlıklarının bilinmesinde
yarar vardır. (Ağırlık ölçümü, skinfold caliper, havuz)
Somototip : Vücut kompozisyonunun fiziksel yapı
özelliklerine göre sınıflandırılmasıdır.
a) Ektomorf (zayıf)
b) Mezomorf (kaslı)
c) Endomorf (yağlı)
Spor
İdeal Yağ Yüzdeleri
Çeşidi
Erkek
Kadın
---------------------------------------------------
Basketbol 7-9
7-11
Sprint 6-10
7-11
Uzun
Mesafe 5-7
5-9
Cimnastik
5-7
5-10
Yüzme 6-10
6-12
Voleybol 7-9
7-11 |
Önerilen Vücut Yağ Yüzdeleri
Erkek
Bayan
Düşük
%
6-10
% 14-18
Optimal
%
11-17
% 19-22
Orta
%
18-20
% 23-30
Şişman
% 25den
fazla
%30dan fazla |
Kilo Kaybı ve Kilo Kontrolü ile
ilgili olarak
Kilo verme yavaş olmalı, dengeli bir diyet tüketilmeli
Dehidrasyon teknikleri (sauna, buhar diüretik) kullanılmamalı
Tartım öncesi tartım öncesi dehidrasyon ve kilo kazanım teknikleri
engellenmeli, uygun siklet seçimine izin verilmeli
Minumum vücut yağ yüzdesi ve vücut ağırlığı ile ilgili öneri alınmalı. (Ersoy,
2001
DİYET VE KİLO KONTROLÜ
Mükemmel
bir diyet yoktur. Her sporcunun gereksinimi farklıdır. En iyi diyet, yeterli
sıvı alımı sağlayan yeterli enerji ve besin öğelerini içeren diyettir. Tek bir
yiyecekle bu sağlanmadığı için, günlük diyette çeşitli yiyecekler yer almalıdır
(Ersoy, 1998).
Sporcu
diyetinde temel ilke müsabaka ve antrenman sonucu artan enerji ve diğer besin
öğelerinin gereksiniminin yeterli ve dengeli bir diyetle karşılanmasıdır.
Genetik yapı ve uygun antrenman performansının sporcu performansının anahtarı
ise de beden yapısı ve antrenmanının gerektirdiği besin gereksinimlerinin
karşılanmasının performansı olumlu yönde etkilediği bilinmektedir (Sağlam,
1993).
Hiç
bir diyet, organizmanın egzersiz sırasında yağ depolarını kullanımını
etkilememektedir. Düzenli egzersizler uzun dönemde kademeli olarak yağ kaybını
sağlayacak bir enerji açığı yaratmaktadır. Ayrıca aeorobik egzersizler yağ
kullanımını artıran birçok hormonun düzeyini artırmaktadır. Bu nedenle
organizmanın yağ yakma yeteneğini artırmanın en iyi yolu egzersize devam
etmektir. Kısaca yüksek proteinli düşük karbonhidratlı diyetler kişiyi daha
ince, daha sağlıklı ve daha iyi bir sporcu yapmamaktadır. Aynı enerji değerine
sahip olsa bile karbonhidrattan zengin diyet, yağ ve kolesterolden zengin
yüksek yağ ve proteinli diyetin neden olabileceği sağlık sorunları için risk
faktörü oluşturmadığından tercih edilmelidir (Ersoy, 1998).
Bir
kişinin sağlığı sadece diyetle belirlenmez. Üzerinde durulan diğer faktörler
ideal vücut ağırlığı ve fiziksel uygunluktur. Egzersiz sadece iyi bir sağlık
için önemli olmayıp , gelişen sporcu beslenmesi ile birlikte artan populariteye
sahiptir. Sporla uğraşan erkek ve kadınların performansının artmasında
beslenmenin önemli rol oynadığı gösterilmiştir (IOC, 1996).
Sporcu
diyetlerinde kilo vermek düşüncesi ile yanlış uygulamalara sıkça
rastlanmaktadır. Bu uygulamalardan bir tanesi de kahvaltı konusudur. Kahvaltı
yapmamanın, kilo vermede etkili ve hızlı bir yöntem olduğu düşüncesi,
sporcuları bu yanlış uygulamaya sevk etmektedir.
Gece
boyunca aç kalmak karaciğer ve kaslarda ki glikojen depolarını tüketir.
Glikojen, karaciğer ve kaslarda depo halinde bulunan karbonhidrattır ve enerji
sağlaması için glikoza çevrilir. Glikojen depolarını düşük seviyede olması
yorgunluğu arttırır ve düşük spor performansı ile bağlantılıdır. Ayrıca, kahvaltıyı
atlamak konsantrasyonu ve iç verimliliği de azaltır. Sabah yeterli bir kahvaltı
ile glikojen depoları yenilenebilir, kaslara enerji kaynağı sağlanabilir ve
vücudun gün boyunca kaloriyi uygun şekilde kullanmasını sağlayabilir. Yeterli
bir kahvaltı, bütün bir sabah için yeterli enerji sağlayarak metabolizmayı
hızlandırır. Kahvaltı fazla kaloriden kurtulmak için atlanıyor ise araştırmalar
gösteriyor ki, kahvaltıyı atlayanların daha sonra gün boyunca daha fazla
yiyerek kalori alınır. Kahvaltı atlanarak sporcu kendini iyi hissediyor
olabilir, ancak boş bir mide kronik yorgunluk riskini artar ve hatta ciddi
travma ile sonuçlanabilir. Vücuda gerekli enerjiyi sağlanmaz, aç bırakılır ise
egzersiz sonrası toparlanma zamanı da uzar. Besleyici değeri en yüksek ve en
pratik kahvaltılık tahıl ve tahıl ürünleridir. Tahıllar
karbonhidrat,lif,kalsiyum ve demir içeriği zengin, yağ ve kolesterolü düşük
yiyeceklerdir (Lowengrub, 1993).
Yapılan
çalışmalar sonucu sporcuların ideal kiloları her zaman korumaları, kilo kaybı istendiğinde
haftada bir kilo olacak şekilde vücut yağını azaltarak yapılması gerektiği,
hızlı kilo kaybını performansı bozduğu ve yarışmadan 8-10 hafta önce
sporcuların haber verilmesi yarışma kilosuna düşmek için yeterli bir süre
olduğu açıklanmıştır (Sağlam, 1993).
Elde
edilen bulgular,birkaç ay sürdürülen negatif enerji dengesinin önemli
miktarlarda kilo kaybına neden olduğunu göstermiştir. kilodaki bu kaybın kalori
kısıtlaması yerine;fiziksel aktiviteyle sağlanması kilonun daha çok yağlardan
verilmesine yol açmaktadır. negatif enerji dengesi yalnız enerji kısıtlaması
ile sağlanmaya yönelinirse; düşünülenin aksine,kilo kaybının %50’ye varan
oranlarda yağsız kitlede meydana gelmektedir. bunun yanı sıra kilo kaybının
kalori kısıtlaması ve fiziksel aktivitenin arttırılmasıyla sağlanması şeklinde
elde edilen kilonun koruması;yalnız diyetle elde edilen kilonun korunmasından
daha kolaydır (IOC, 1996).
MÜSABAKA DÖNEMİ BESLENME
Sporcu
ve antrenörler için, yapılan antrenmanların sonucunu görebilmenin vitrini niteliği
taşıyan, müsabakalar oldukça önemlidir. Sporda beslenme konusunda, bilimsel
temellerle dayanmayan, kulaktan dolma bilgilerin çokça konuşulup, uygulandığı
sporcular için kritik bir dönemdir.
Heyecan
ve sinirliliğin arttığı bu dönemde iştahta geçici bir azalma veya artma
olabilir.Üst düzey performans gösterebilmek için, başarılı bir sporcunun
müsabaka öncesi öğün uygulamalarını, vitamin tabletlerini, protein tozlarını
sporcu aynı günde içersinde deneyebilmektedir (Paker, 1998). Önemli olan kısa
zamanda mucize beklemek yerine uzun süre de olsa düzenli bir beslenme
programına uymak gerekir.
Müsabaka
dönemi beslenme 3 grupta incelenebilir.
Müsabaka öncesi beslenme
Müsabaka esnasında beslenme
Müsabaka sonrası beslenme
MÜSABAKA ÖNCESİ BESLENME
Müsabaka
öncesi son dönemde antrenmanlarda elde edilen formu korumak ve en üst düzeyde
enerji seviyesine ulaşmak amaçtır. Bu döneme kadar, antrenmanlarla yapılmayan
hazırlığın, bundan sonra yapılabilmesi zordur (Konopka, 2000).
Genel
olarak antrenman ağırlığının çapı ve yoğunluğu biraz düşürülerek, organizmanın
yenilenmesi ve müsabakanın da super kompense eğrisinin tam ortasına gelmesi
sağlanır (Konopka, 2000).
Müsabaka
öncesi beslenme, karbonhidrat bakımından zengin olmalıdır. Yarışmadan 4-5 gün
önce son kez yapılan ağır bir antrenman sonucu karbonhidrat rezervleri tamamen
tükendiğinde karbonhidrat oranı kısa bir süre için toplam besin miktarının
%60’ını aşabilir (süper kompensasyon) (Baron, 2002)
MÜSABAKA GÜNÜ BESLENME
Müsabaka
gününde, önemli olan rakibe en iyi şeklide hazırlanıldığını göstermektir. İyi
hazırlanmış bir sporcu iyi bir sonuç alabilmesi için, elinden gelenin en
iyisini yaptığına dair emin olması gerekir. Ama yine de sinirsel gerginlik o
kadar yüksektir ki, dış etkenler bazı sporcuları düşüncesiz hareketlere
itebilir. Örneğin, ani beslenme değişikliği yaparak büyük hatalara sebep
olurlar. Tez canlı ve sinirli bir şekilde besinlerini yutmak, aşırı soğuk içecekleri
içerek mide ve bağırsak bozukluklarına zemin hazırlar. Bu durumda iyi bir
müsabaka umudunu hızlı bir şekilde yıkabilir (Konopka, 2000).
Sporcu
eğer müsabaka gününe kadar her şeyi doğru yapmış ise, kas glikojen depoları da
doludur. Bu andan itibaren zaten “normal” olarak beslenebilir. Daha önemli olan
ise müsabaka öncesinden alınacak olan son öğündür. Bu öğün yaklaşık 2-3 saat
önce alınmalıdır ki mide ne çok dolu, ne de çok boş olsun. Çünkü iki durumda
sporcu için dez avantaj olur. Dolu bir mide diyafram solunumunu etkiler.
Sindirim işlevini fazla enerji harcayıp, gereksiz oksijen tüketimini kandan
sindirim sistemine aktarır. Diğer yandan boş bir mide ile müsabakaya başlamak dez
avantajdır. Midedeki boşluk hissisinin yanı sıra sporcu bir tür zayıflık hissedebilir
ve kan şekerinin düşmesi riski ile karşı karşıya olabilir (Konopka, 2000).
Müsabaka
öncesi son yemek, sporcunun alışık olduğu, müsabaka dönemine uygun beslenilen
ve uygun besinler arasından seçilmelidir. Yeni bir besin denenecek ise, bu
hazırlık döneminde denenmiş, etkirli sporcu üzerinde kontrol edilmiş olmalıdır
(Yaman, 2000)
Sporcunun
müsabakalarda verimini en üst düzeyde tutabilmek için aşağıdaki hususlar
dikkate alınmalıdır.
Aç olarak müsabakaya girmemek,
Son öğünü müsabakadan 2-3 saat önce almak,
Sindirimi kolay besinler almak,
Aşırı sıvı almamak (Konopka, 2000).
MÜSABAKA ESNASI BESLENME
Müsabaka
esnasındaki beslenme ile enerji kazanımı düşüncesi fazla abartılmamalıdır.
Sporcunun müsabakadaki verimine daha çok, müsabaka öncesi yapılan antrenmanlar
ve bu antrenmanlara uygun beslenme etki eder(Konopka, 2000).
Kısa
süreli yarışma sırasında herhangi bir besin öğesi almak gerekli değildir. Uzun
süren yarışmalarda ise verilen içeceklerin etkili olduğu bilinmektedir (Kasap
ve ark., 1983)
Uzun
süren, ara verilen ve duraklamalı spor branşlarında müsabaka esnasında
beslenmede ağırlık karbonhidrat ve mineral alımına verilir. Sevilen besinler
ise kuru meyve, muz, yulaf ezmesi gibi ürünlerdir (Konopka, 2000). Yapılan
araştırmalar müsabaka esnasında fazla ter kaybedeceği göz önünde bulundurularak
mineral bakımından zengin bir içeceğin alınması ihmal edilmemelidir. Uzun süren
yarışmalar esnasında şekerle hazırlanmış (şeker oranı%2,5 - 5) sıvıların
alabileceği de belirtilmektedir. Terlemeyle meydana gelen sıvı kaybını, mineral
içermeyen içeceklerle (su,çay,limonata gibi) gidermek çoğunlukla uygulamakla
birlikte, hatalı olduğu belirtilmektedir (Gökdemir, 1996).
MÜSABAKA SONRASI BESLENME
Müsabakadan
sonra mümkün olduğunca hızlı bir şekilde su, elektrolit içecekler ve
karbonhidrat almak önemlidir. Sporcu genelde fazla aç olmadığından burada,
yoğun bir şekilde karbonhidratlarla zenginleştirilmiş meyve suları,
puding,tatlılar ve tüm gereksinimleri karşılayacak enerji içecekleri tavsiye
edilir (Baron, 2002).
Sporcu
Sakatlanmalarıyla ilgili Burçak Kaya İstanbul Üni. Beden Eğitim ve Spor Yüksek
okulu Okutman
Orhun Güngördü
İstanbul Üni Beden Eğitim ve Spor Yüksek Okulu Okutman